Ekim, 2009 tarihli arşiv
Danimarka Ekonomisi
Damimarka’da hayvancılık çok gelişmiştir. Et, süt ve süt ürünleri, Avrupa piyasasında son derece makbuldür. Nüfûsun % 16’sı tarım alanında çalışır. Ülke topraklarının üçte ikilik kısmında ekim yapılır. Arpa, buğday ve şekerpancarı yetiştirilen ürünlerin başında gelmektedir. Balıkçılık, bilhassa açık deniz balıkçılığı ileri seviyededir. Batı Jutland kıyılarındaki Esbjerg en önemli balıkçı limanıdır. Balık yağı ve diğer balık ürünleri üretimi ve işlenmesi için gelişmiş fabrikalar yapılmıştır. Tabiî kaynaklardan mahrum olmasına rağmen sanâyi ileri bir seviyededir. Dışardan alınan ham petrol ve hammaddeler işlenir. Sanâyi liman şehirlerinde fazladır. Gemi yapımı ve fabrika makinalarının yapımı ileri seviyededir. Sanâyi makinaları, gemi ve tersâne inşâ sanâyiinde dünyânın önde gelen ülkelerindendir.Hayvan ürünleri (et, süt, süt mâmülleri vs.), balık ve balık ürünleri, gemi, sanâyi makinaları, diğer ülkelere kurulan tersâneler ülkenin başlıca ihraç mallarıdır. İşlenmiş petrol satışı da mühimdir. İthal malları arasında yiyecek maddeleri, gübre, tohum, işlenecek hammadde başta gelmektedir. Ticâretini genellikle batı Avrupa ülkeleri, ABD ile yapar.
Danimarka Siyasi Hayat
Meşrûtî bir idâre vardır. 10 Eylül 1920 târihinde kabul edilen anayasaya göre Danimarka, anayasa düzeninde kral tarafından yönetilir. 27 Mart 1953 tarihli kânuna göre de hükümdar soyundan olan kadınlar da tahta çıkabilir. 4 yıl içinde seçilen 179 üyeli bir meclisi vardır.Kral, kânunları tatbik ve yürütme yetkisine sâhiptir. Parlamentoda kurulan bir hükümet icrâ işinde krala yardımcı olur. Kral parlamentoda başbakanı tâyin eder.
Danimarka Nüfus ve Sosyal Hayat
Halkın hemen hepsi yerliler olan Dan’lardan meydana gelir. Azınlıkları Alman, Eskimo, Mûsevî ve göçmen işçiler teşkil eder. Nüfus yoğunluğu başşehri olan Kopenhag’ın bulunduğu Sjelland Adasında fazladır. Ülkede ortalama nüfus yoğunluğu km2 ye 119 kişidir. Jutland Yarımadası diğer meskûn adalar içerisinde yoğunluğu en az olanlarındandır.Yarımadanın yerleşim bölgeleri genellikle doğu kıyılarındaki verimli ovalar üzerine kurulmuştur.Nüfus artışı hemen hemen yok denecek kadar azdır (binde 4). Halkın % 67’si şehirlerde, kalanı ise köylerde yaşar. Hıristiyan olan halk Protestan mezhebine bağlıdır. Kullanılan resmi dil Danca olup, kendi grubunda olan diğer İskandinav dillerinden İsveççe ve Norveççeye çok benzemektedir. Öğretimin devlet tarafından parasız olarak yapıldığı ülkede okuma-yazma bilenlerin toplam nüfusa oranı % 100’dür. Edebiyat dallarından çocuk edebiyatı oldukça gelişmiştir. Halk için deniz ulaşımında feribot, kara ulaşımında ise bisiklet vazgeçilmez araçlardandır. Hayat standardı bakımından Avrupa’da ikinci gelmektedir. İki milyon insan atletizm kulüplerine kayıtlıdır. Futbolda 1992 Avrupa Kupasını kazandı.
Danimarka Ekonomisi
Damimarka’da hayvancılık çok gelişmiştir. Et, süt ve süt ürünleri, Avrupa piyasasında son derece makbuldür. Nüfûsun % 16’sı tarım alanında çalışır. Ülke topraklarının üçte ikilik kısmında ekim yapılır. Arpa, buğday ve şekerpancarı yetiştirilen ürünlerin başında gelmektedir. Balıkçılık, bilhassa açık deniz balıkçılığı ileri seviyededir. Batı Jutland kıyılarındaki Esbjerg en önemli balıkçı limanıdır. Balık yağı ve diğer balık ürünleri üretimi ve işlenmesi için gelişmiş fabrikalar yapılmıştır. Tabiî kaynaklardan mahrum olmasına rağmen sanâyi ileri bir seviyededir. Dışardan alınan ham petrol ve hammaddeler işlenir. Sanâyi liman şehirlerinde fazladır. Gemi yapımı ve fabrika makinalarının yapımı ileri seviyededir. Sanâyi makinaları, gemi ve tersâne inşâ sanâyiinde dünyânın önde gelen ülkelerindendir.Hayvan ürünleri (et, süt, süt mâmülleri vs.), balık ve balık ürünleri, gemi, sanâyi makinaları, diğer ülkelere kurulan tersâneler ülkenin başlıca ihraç mallarıdır. İşlenmiş petrol satışı da mühimdir. İthal malları arasında yiyecek maddeleri, gübre, tohum, işlenecek hammadde başta gelmektedir. Ticâretini genellikle batı Avrupa ülkeleri, ABD ile yapar.
Danimarka Siyasi Hayat
Meşrûtî bir idâre vardır. 10 Eylül 1920 târihinde kabul edilen anayasaya göre Danimarka, anayasa düzeninde kral tarafından yönetilir. 27 Mart 1953 tarihli kânuna göre de hükümdar soyundan olan kadınlar da tahta çıkabilir. 4 yıl içinde seçilen 179 üyeli bir meclisi vardır.Kral, kânunları tatbik ve yürütme yetkisine sâhiptir. Parlamentoda kurulan bir hükümet icrâ işinde krala yardımcı olur. Kral parlamentoda başbakanı tâyin eder.
Danimarka Nüfus ve Sosyal Hayat
Halkın hemen hepsi yerliler olan Dan’lardan meydana gelir. Azınlıkları Alman, Eskimo, Mûsevî ve göçmen işçiler teşkil eder. Nüfus yoğunluğu başşehri olan Kopenhag’ın bulunduğu Sjelland Adasında fazladır. Ülkede ortalama nüfus yoğunluğu km2 ye 119 kişidir. Jutland Yarımadası diğer meskûn adalar içerisinde yoğunluğu en az olanlarındandır.Yarımadanın yerleşim bölgeleri genellikle doğu kıyılarındaki verimli ovalar üzerine kurulmuştur.Nüfus artışı hemen hemen yok denecek kadar azdır (binde 4). Halkın % 67’si şehirlerde, kalanı ise köylerde yaşar. Hıristiyan olan halk Protestan mezhebine bağlıdır. Kullanılan resmi dil Danca olup, kendi grubunda olan diğer İskandinav dillerinden İsveççe ve Norveççeye çok benzemektedir. Öğretimin devlet tarafından parasız olarak yapıldığı ülkede okuma-yazma bilenlerin toplam nüfusa oranı % 100’dür. Edebiyat dallarından çocuk edebiyatı oldukça gelişmiştir. Halk için deniz ulaşımında feribot, kara ulaşımında ise bisiklet vazgeçilmez araçlardandır. Hayat standardı bakımından Avrupa’da ikinci gelmektedir. İki milyon insan atletizm kulüplerine kayıtlıdır. Futbolda 1992 Avrupa Kupasını kazandı.
Disneyland
Frontierland: Disneyland’ın bir başka bölümü olan Frontierland’ da ise çocuklar, Teksas çiftliklerini, Kızılderili köylerini, Vahşi Batı sokaklarını gezerken kendilerini Amerika’nın eski günlerini yaşıyor sanacaklar.
Mark Twain’in gemisiyle Misisipi Nehri’nde yolculuk yapacak, madenci treniyle Gök Gürültüsü Dağı’ndaki altın toplayıcılarının peşine düşecekler. Gezinizin sorunda masal kahramanları sizi uğurlarmış gibi bir geçit töreni yapacaklar. Pamuk Prenses, Yedi Cüceler, Küçük Denizkızı, Alaaddin ve uçan halısı, Sindrella ve kabaktan arabası, prensesler, cadılar, periler, hayaletler hepsi sizi uğurlayacak. Eminiz çocuklarınız da, siz de bu masal diyarına bir kez daha gitmek, burayı bir kez daha keşfetmek isteyeceksiniz.
Paris ve Disneyland’ dan o kadar çok söz ettik ki, eminiz birçoğunuz içinizden ‘Nasıl Gidilir, nerde kalınır? Ücretler nelerdir?’ gibi sorular sormaya başladınız. Kurban Bayramı tatilinde, 2 gece Paris, 2 gece Disneyland turları konaklamalı, tur alternatiflerini dosyamızda detaylı olarak sizin için hazırladık.
almanya lizbon tatil fransa
Kısa süreli bir dizi yönetim denemesinden sonra Napolyon Bonapart 1799′da cumhuriyetin kontrolünü ele aldı ve kendini önce ”Birinci Konsül”, daha sonra, günümüzde Birinci İmparatorluk (1804–1814) adıyla anılan devletin imparatoru ilan etti. Napolyon Savaşları olarak bilinen bir dizi savaşın ardından, Bonaparte ailesinin yardımıyla Napolyon kıta Avrupasının büyük bölümünü ele geçirdi. Yeni elde edilen bu topraklara daha sonra Bonaparte ailesinin üyeleri Fransa’ya bağlı krallar olarak atandı.
1815 yılında yapılan Waterloo Savaşı’nda Nopolyon’un son yenilgisinden sonra Fransa’da krallık yönetimine geri dönüldü. Ancak bu kez kralın yetkilerine anayasal kısıtlamalar getirldi. 1830 yılında çıkan bir sivil ayaklama olan Temmuz Devrimi’yle Bourbon hanedanı tümüyle kaldırılarak anayasal krallığa dayanan Temmuz Monarşisi getirldi. Bu yönetim biçimi 1848 yılına dek sürdü. Bu aralarda kurulan İkinci Cumhuriyet oldukça kısa süreli oldu ve 1852 yılında III. Napolyon İkinci İmparatorluğu kurunca yıkıldı. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı’nda yenilen III. Napolyon bunun üzerine tahttan indirildi ve bu yönetim rejimi de Üçüncü Cumhuriyet’in kurulmasıyla fesholdundu.
Fransa 17. yüzyıldan başlayarak 1960′lara dek bir sömürge devleti kimliğiyle var oldu. 19. ve 20. yüzyıllarda dünyanın dört bir yanında edindiği sömürge topraklar Fransa’yı İngiltere’den sonra ikinci büyük sömürde imparatorluğu hâline getirdi. 1919 ve 1939 yılları arasında gücünün doruklarındayken Fransız Sömürge İmparatorluğu’nun yüzölçümü 12.347.000 kilometrekareye erişti. Fransa’nın Avrupa’daki toprakları da işin içine katılınca 12.898.000 kilometrekareye ulaşan Fransız egemenlik sahası dünya topraklarının %8.6’sını kaplar durumdaydı.
Resim:Schuman Bildirgesi.jpg|230px|thumb| 9 Mayıs 1950 tarihli Schuman Bildirgesi Avrupa Birliği’nin kuruluş atağı olarak tanımlanmaktadır.
Birinci Dünya Savaşı’ndan da, İkinci Dünya Savaşı’ndan da galip taraf olarak çıkmasına karşın Fransa büyük bir insan kaybına ve maddi zarara uğramış, Avrupa’daki toprakları her iki savaşta da yer yer ya da tümüyle Alman güçlerince işgâl edilmiştir. Fransa’da 1930′lu yıllara Halk Cehpesi Hükûmeti’nin yaptığı toplumsal yenilikler damgasını vurmuştur. II. Dünya Savaşı’nın sonrasında Dördüncü Cumhuriyet kurulmuş ve Fransa’nın dünya siyasi ve ekonomik politikalarında etkili bir güç olarak kalabilmesi için ülkenin mevcut durumunun korunmasına çalışılmıştır. Fransa o zamana dek elinde bulundurduğu sömürge topraklarını korumaya çalışmışsa da daha sonra bo konuda sorunlar yaşamıştır. 1946′da Çinhindi’nin yönetimini yeniden ele geçirmek için yapılan harekât Birinci Çinhindi Savaşı’nın çıkmasına neden olmuş ve 1954 yılında Dien Bien Phu Çarpışması’nda Fransız güçleri bölgesel güçlere karşı yenilerek bölgeden çekilmişlerdir. Bundan yalnızca birkaç ay sonra, Fransa Cezayir halkının başlattığı bağımsızlık savaşında yine, hatta daha sert bir direnişle karşı karşıya kalmıştır.
O dönemde Pied-noir adı verilen milyonlarca Avrupa kökenli sakini olan Cezayir’in kontrolünü bırakıp bırakmamak konusunda Fransa’da büyük tartışmalar yaşandı ve ülke bir iç savaşın eşiğine gelmiştir. 1958 yılında istikrarsız ve zayıf durumda bulunan cumhuriyetin yerine, yeni bir anayasa oluşturulmasını öngören ve cumhurbaşkanının yetkilerini arttıran ve günümüzde de hâlâ süren Beşinci Cumhuriyet’in kurulması kararına varılmıştır. Kurulan bu son cumhuriyetin başkanlığına Charles de Gaulle gelmiş ve Gaulle Cezayir’deki savaşı bitirecek önlemleri alırken ülkeyi de birlik içinde tutmayı başarmıştır. Cezayir Bağımsızlık Savaşı ve Fransa İç Savaşı, Cezayir’in başkenti Cezayir’de yapılan barış görüşmeleriyle 1962′de çözümlenmiş ve bu olay Cezayir’in bağımsız bir ülke olmasıyla son bulmuştur. tatil
Son yarım yüzyıl içinde Fransa’nın Almanya turları‘ya karşı yürüttüğü barışçıl tutum ve iş birliği ilişkileri Avrupa Birliği’nin ekonomik bütünleşmesinde esas teşkil etmiştir. Bu olumlu havanın en önemli sonucu ocak 1999′da avronun birlik üyesi ülkeler arasında ortak para birimi olarak kabul edilmesi olmuştur. Avrupa Birliği’nin önde gelen güçlerinden olan Fransa’da seçmenler Avrupa Birliği Anayasası oluşturmak için hazırlanan antlaşmayı halkoylamasında reddetmişse de, bu anayasa taslağının kapsadığı hükümleri bir antlaşma içinde uygulmaya sokmayı öngören Lizbon turları Antlaşması, şubat 2008′de Fransız Parlamentosu’nda kabul edilmiştir.
tatil roma paris amerika
Galya, İ.Ö. 1. yüzyılda Roma turları İmparatoru Julius Caesar tarafından ele geçirilince Galya halkları yavaş yavaş Roma kültürünü ve Roma dilini benimsediler. Daha sonra zamanla bu dil kendi içinde değişerek çağdaş Fransızcanın temellerini oluşurdu. Fransa topraklarında Hıristiyanlık ilk olarak İ.S. 2. ve 3. yüzyıllarda görüldü ve sonraki iki yüzyıl içinde öylesine hızlı yayılma olanağı buldu ki, Aziz Jerome yazılarında Galya’nın “‘’sapkınlıktan kurtulmuş”” olan tek bölge olduğunu yazdı.
İ.S. 4. yüzyılda, Galya’nın Ren Nehri kıyısındaki doğu sınırları Germen boyları tarafından yönetiliyordu. Bu topluluklar içinde en etkili olanı, Fransa’ya antik ”Francie” adını da veren Franklardı. Günümüzde kullanılan Fransa adıysa Paris turları dolaylarında bulunan Capet krallarının yönettiği derebeyliğin bulunduğu bölgenin adından gelir. Roma İmparatorluğu’nun düşüşünden sonra, Avrupa topraklarında yayılan Germen boyları içinde Franklar, Aryanizm’e değil de, Katolikliğe giren ilk topluluklardı. Bu nedenle Fransa’ya “Kilisenin en büyük kızı” (”La fille ainée de l’Église”) sıfatı verilmiş, Franklar da buna dayanarak kendilerini “Fransa’nın en iyi Hıristiyanları” olarak adlandırmışlardır.
Ayrı bir ülke olarak Fransa tarihinin başlamasıysa 843 tarihli Verdun Antlaşması uyarınca Karolenj İmparatorluğu’nun ”Doğu Frank Krallığı”, ”Batı Frank Krallığı” ve ”Orta Frank Krallığı” olarak üçe ayrılmasıyla başladı. Batı Frank Krallığı hemen hemen bugünkü Fransa topraklarını kaplıyordu ve nitekim çağdaş Fransa’nın temelleri bu krallık üzerine kuruldu. tatil
Karolonj Hanedanı Fransa’yı 987 yılında Fransa Dükü ve Paris Kontu Hugh Capet’nin, Fransa kralı olarak taç giymesine kadar yönetti. Onun soyundan gelenler ile Valois ve Bourbon hanedanları da aşamalı bir dizi savaşla ülkede birliği sağladılar. Krallık yönetimi 17. yüzyılda ve kral XIV. Louis’nin döneminde doruğa ulaştı. Bu süreçte Fransa, Avrupa kıtasının en kalabalık ülkesi hâline geldi ve Avrupa kültürü, politikaları ve ekonomisi üzerinde en etkili güçlerden biri oldu. Fransızca dönemin diplomasi dili oldu ve uzun süre bu niteliği koruyarak kaldı. Aydınlanma çağı da büyük ölçüde Fransız entelektüel çevrelerinde gerçekleşti. Fransız biliminsanları 18. yüzyılda büyük bilimsel buluşların altına imzalarını attılar. Ayrıca Fransa bu dönemlerde Afrika, Amerika turları ve Asya kıtalarında birçok denizaşırı toprak edindi.
avrupa ve fransanın kültürel mirası paris , tatil
IX. yy. ortalarından güçlü bir krallığın doğduğu XII. yüzyılın sonlarına kadar devam etti.Böyle bir şiddet ve karışıklık döneminde radikal değişiklikler de meydana geldi.Böyle bir ortamda tek birleştirici öğe olarak öne çıkan Hrıstiyanlık, gelişen disiplinli manastırlar aracılığıyla toplumun her tabakasında güçlü bir dayanışmanın yaşanmasına yol açtı.Dolayısıyla büyük feodaller arasındaki çekişmelerinde durulması sağlanmış oldu ve bunun sonucu olarak da istikrarlı bir ortam oluştu.Skolastik düşünce ve yeni eğitim kurumları gelişti.
Tarım ekonomisi, ortaçağ başlarındaki koşullar nedeniyle kapalı ve kendine yeterli birimler halinde örgütlenmişti.Buda, feodal beylerin kiracılar üzerinde her alanda egemenlik kurması için gerekli ortamı sağladı.Nüfus artışıyla birlikte yeni toprakların tarıma açılmasına karşın ticaretin gelişmesi feodal beylerin gücünü kırmaya başladı.Merkezi otoritenin zayıflığı, feodalitenin güçlenmesini sağlayan etkenlerden biriydi.IX. yy. sonlarında Sen nehrinin aşağılarına yerleşen Normanların akınlarının krallar tarafından durdurulamaması, büyük feodallerin şatolar inşa ettirerek özerk bir yönetim oluşturmalarına yol açtı.XII. yy. başlarında ise, yaşanan ekonomik ve toplumsal sorunlar, feodalitenin zayıflamasına ve kralların bu parçalanmış yapıya büyük ölçüde son vermelerini sağladı.
SİYASİ YAPI ve GELİŞMELER Ortaçağ başlarında krallığa ait topraklar Paris’i çevreleyen küçük bir bölgeyle sınırlıydı.Buranın dışındaki topraklar dük ve kontların elindeydi.
Doğu Frankların 887’de tahttan indirdiği Karolenj hükümdarı III.. Karl’ın ölümünden (888) sonra, Fransa’daki feodal beyler Anjou ve Blois Kontu Robert’in soyundan gelen Eudes’i kral seçtiler.Onun ölümü üzerine de iç savaşta mağlup olan, Karolenj kökenli III. Charles tahta geçti.(898) Charles’ın, krallığı döneminde Normanlara yerleşme izni vermesi, kendisine karşı yeni bir ayaklanmanın çıkmasına yol açtı.Bu ayaklanma sonucunda 922’de tahta Eudes’in kardeşi I. Robert geçti.Onun ölümüyle (923) de yerini damadı Radolphe aldı.936’da Radophe’nin ardından taht yeniden Karolenj hanedanına geçti.Ancak 987’de Hugues Capet’in kral seçilmesiyle taht bir kere daha el değiştirmiş oldu.
Hugues Capet’in kral seçilmesinin asıl nedeni,sahip olduğu toprakların azlığından dolayı güçsüz olmasıydı.Ancak onu takip eden ilk Capet kralları, yetkilerini kullanarak cezalandırma, el koyma ve veraset gibi yollarla topraklarını sürekli genişlettiler.Büyük feodaller arasında yaşanan çekişmelerden yararlanarak konumlarını sağlamlaştırdılar.Ayrıca, saray hizmetinde birtakım makamlar oluşturarak merkezi yönetimin temellerini atmış oldular.
CAPET HANEDANI İlk büyük Capet kralı olan II. Philippe (1179-1223) Frank kralı yerine Fransa turları kralı unvanını aldı.Akitanya ve birkaç kıyı bölgesi dışında İngiltere’nin bütün topraklarını ele geçirdi.Kuzeyde krallığın sınırlarını Flandre’ye kadar genişletti.Sarayda düzenli bir resmi kayıt sistemi oluşturdu.Krallığa ait topraklarda baillis adındaki yerel görevliler aracılığı ile güçlü bir denetim mekanizması kuruldu.
VIII. Louis (1223-1226) geniş toprakların hanedanlığın denetimine girmesini sağlayan appanage sistemini kurdu.Onun yerine geçen IX. Louis (1226-1270) koyu bir Hrıstiyan olduğundan daha çok haçlı seferleri ile uğraştı.Bu nedenle de krallığın konumunu pekiştirmek için büyük çapta müdahalelere girişmedi.Saray yönetimi bürokratik bir yapı kazandırdı.Yazılı kararnamelerle toplumsal ve ekonomik alanlara düzenlemeler getirdi.
IX. Louis’den sonraki krallar ülke topraklarını genişlettiler.Son büyük Capet kralı olan IV. Philippe (1285-1314) merkezi yönetimi fonksiyonel birimlere ayırarak daha etkin bir yapı oluşturdu.Savaşların ve devlet giderlerinin yol açtığı ağır mali yükü hafifletmek için yeni vergiler getirerek askeri hizmet yükümlülüğünü arttırdı.Siyasal desteğini arttırmak için kilise, aristokrasi ve yerel birimlerin temsilcilerini zaman zaman toplantıya çağırmasıyla États-Généraux Meclisi’nin temellerini atmış oldu.Ayrıca vergi ödemeyi reddeden kilisenin direnişi sert bir biçimde bastırıldı.IV. Philippe’den sonra gelen krallarda onun gibi ülkenin kaynaklarını ve toplumun dayanma sınırını zorlayacak kadar sert politikalar izlemeyi sürdürdüler,ama bir takım baskılarla karşılaşınca yetkilerini sınırlandırmak zorunda kaldılar.
Capet Hanedanlığı Fransa’nın Hristiyan-Avrupası’nda güçlü bir yer edinmesine öncülük ettiler.Bu hanedanlık döneminde XIII. yüzyılın en önemli özelliklerinden biri sürekli nüfus artışıydı.Bununla birlikte geleneksel bağların yerini sınıfsal ve bölgesel bütünleşmeler ile bu uygun yeni kurumlar aldı.Gelişen kentler tarıma bağlılıktan kurtularak güçlü bir ekonomiye dayanmaya başladılar.Giderek genişleyen ticarete bağlı olarak para dolaşımı yaygınlaştı.Toplumsal tabakaların belirginleşmeye başladığı kentlerde ortaya çıkan yeni zenginler yönetimde belirli bir güç kazandılar.Değişimin daha yavaş olduğu kırsal kesimlerde üretim fazlasını pazarlama olanağı bulan toprak sahibi soyluların zenginliği genel olarak artmasına karşın, toprakların bölünmesi ve ağır borç yükü bir çok soyluyu yıkıma uğrattı.Tarımda kiracılık ve ücretli işçilikler ortaya çıktı.Bunlara rağmen feodalite sistemi diğer Avrupa turları ülkelerine göre hâlâ güçlüydü.
Dinsel alanda kilisenin ve manastırların halk üzerindeki gücü gerilemeye başladı.Papalığın, özellikle güneyde giderek güçlenen heretik akınlara karşı başlattığı savaş büyük kıyımlara yol açtı.Enkizisyon mahkemeleri heretikleri ortadan kaldırabilmek için acımasız bir biçimde davrandı.
XIV. ve XV. YÜZYILLAR: YÜZYIL SAVAŞLARI (1337-1429) Valois hanedanının kurucusu olan VI. Philippe (1328-1350) tahta geçtiğinde Fransa, Avrupa’nın en güçlü krallığıydı.Philippe krallığının ilk yıllarında İngiltere ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştı.Ancak bir süre sonra bu iyi ilişkiler bozulmaya başladı.Gaskonya ve Bretanya ile ilgili anlaşmazlıklar, Flandre’daki karışıklıklar ve İngiliz kralı III. Edward ‘ın Fransa tahtı üzerindeki hak iddiası 1337 yılında Yüzyıl Savaşları’nın başlamasına yol açtı.Edward Fransa’da giriştiği iki seferden de sonuç alamadı.Ancak savaşın getirdiği mali yükler Philippe’nin siyasi gücünü büyük ölçüde sarstı.Onun yerine geçen II. Jean (1350-1364) Fransa tahtı üzerinde hak iddia eden Navarre kralı II. Charles’ın kışkırttığı ayaklanma ile zor duruma düştü.Bu durumdan yararlanan İngiliz kuvvetleri, Fransa içlerine ilerleyerek II. Jean’ı esir aldı.Bunun üzerine Naipliği veliaht Charles aldı.II. Jean kurtarmak için imzalanan Brétigny ve Calais anlaşmaları (Mayıs ve Ekim 1360) États-Généraux’da onaylanmadığından uygulanmadı.II.Jean’ın ölümü üzerine doğrudan tahta V. Charles (1364-1380) geçti.1369’da İngiltere ile yeniden başlayan savaşta Kastilya’nın denizdeki desteği ile İngiliz egemenliği birkaç kıyı kenti ile sınırlı tutuldu.Orduyu ve vergi sistemini düzenledi.Ayrıca Avignon’da rakip bir papa seçtirmesi Büyük Bölünmeye yol açtı.
VI. Charles (1380-1422) küçük yaşta tahta çıktığından, yönetimi ancak 13882de devralabildi.Bu dönemde naipliği yürüten amcası Burgonya dükü II. Fhilippe, Fladre’deki konumunu güçlendirebilmek için baskıcı bir politika izliyordu.VI. Charles tahtı devraldığında karışıklıklara son verebilmek için idari reformlara girişti ve İngiltere ile ateşkes sağladı.1407’de Orléans dükünü öldürterek üstünlük kuran Burgonya dükü Jean Paris turları halkının 1413’te ayaklanması sonucunda yönetimi soylular grubuna kaptırdı.Bu yüzden İngiltere kralı V. Henry’den yardım istemek zorunda kaldı.1415’te Henry’nin Fransa’da kazandığı askeri zaferlerden sonra, Burgonya grubu 1418’de yönetimi yeniden ele geçirdi.Armagnac grubunun önderi veliaht prens Charles, Güney Fransa’da naipliğini ilan etti.Burgonya grubunun etkisindeki VI. Charles, Troyes anlaşmasıyla (1420) Henry’i Fransa tahtının varisi ilan etti.1422’de iki kralında kısa zaman aralıklarıyla ölmesi VI. Henry’i hem İngiltere hem de Fransa kralı durumuna getirdi.
Kendisini kral ilan eden VII. Charles (1422-1461) yaşadığı askeri başarısızlıklar nedeniyle Burgonya dükü ile uzlaşmaya çalışsa da görüşmelerden bir sonuç alınamadı.1428’de İngiliz güçleri Orléans’ı kuşattı.Jeanne d’Arce’nin önderliğindeki Fransız direnişi savaşın gidişatının değişmesine yol açtı.VII. Charles 1429’da Reims’de taç giydi.
BİRLİĞİN YENİDEN KURULMASI Jean d’Arce’nin yakalanarak 1431’de yakılmasına karşın İngilizlerin Fransa’daki gücü giderek sarsıldı.VII. Charles 1435’de yaptığı Arras anlaşması ile Burgonya dükü Philippe ile ilişkilerini düzelterek 1437’de Paris’e döndü.Ülkede karışıklık yaşanmasına neden olan aristokratlarla haydut çetelerini denetim altına aldı.1444’te İngiliz kuvvetleriyle sağlanan ateşkesten yararlanarak askeri gücünü sağlamlaştırdı.1449’da savaş yeniden başlayınca Normandiya ve Guyenne’deki İngiliz işgaline son verdi.1453’teki Castillon Çarpışmasından sonra Yüzyıl Savaşları fiilen sona erdi.Fransa’da İngilizlerin elinde yalnızca Calais kaldı.
VII. Charles, çatışmaların aralıklarla devam ettiği 1935-49 yılları arasında yönetime yeni düzenlemeler getirdi.Vergi koyma yetkisini kurumsallaştırarak ekonomik açıdan tam bir bağımsızlık sağladı.Taşrada yaygın bir bürokrasi ağı oluşturdu.Askeri işleri kurallara bağlayarak, düzenli bir ordu kurdu.Papalığın, Fransız kilisesi üzerindeki yetkilerini kısıtlayarak kilise üzerinde güçlü bir denetim sağladı
XI. Louis (1461-1483) büyük soylu ailelerin savaş içinde giderek artan gücüne son verebilmek ve şehirlerdeki ticareti geliştirmek için sert politikalar izledi.Ancak bu politikalar ters teperek, 1465’te bu ailelerin birleşmesini sağladı.Normandiya,Bretanya ve Gaskonya’da denetimi sağlayarak, 1477’de Burgonya’yı Fransa tahtına bağladı.I. René’nin ölümüyle de Burgonya kontluğunun elindeki tüm topraklar ve haklar krallığa geçti.
İngiltere’yle yapılan uzun ve yıpratıcı savaş, nüfusun neredeyse üçte birini yok eden Büyük Veba Salgını (1348-50) ve paralı askerlerin oluşturduğu haydut çeteleri tarımsal üretimi büyük ölçüde baltalamıştı.Bu dönemde serflikten kiracılığa geçiş sürecide hız kazanarak feodal bağımlılığın gücü azaldı.Konan ağır vergiler sık sık ayaklanmalara yol açtı.Avignon, Paris ve Bordeaux dışındaki eski ticaret merkezleri geriledi.
tatil
Kilise diğer kesimlere göre eoknomik gücünü büyük ölçüde arttırdı.Buna karşın kilisenin nüfuzunu güçlendirme çabaları sonuçsuz kaldı
Kategoriler
- 1
- 81
- Fas
- fas gezileri
- fas seyahati
- fas tatili
- fas turları
- gezi tatil rehberi
- Moğolistan Turları
- moldava seyahatleri
- moldova
- moldova gezileri
- moldova turları
- Otel
- rusya
- rusya gezileri
- rusya seyahatleri
- rusya tatili
- rusya turları
- sharm el sheikh
- sharm el sheikh gezileri
- sharm el sheikh seyahatleri
- sharm el sheikh tatili
- sharm el sheikh turları
- sibirya
- sibirya gezileri
- sibirya seyahatları
- sibirya turları
- St.Petersburg
- St.Petersburg seyahatleri
- St.Petersburg Turları
- Tatil
- tatil köyü
- Tatil Turları
- ucuz tatil
- yalta
- yalta gece hayatı
- yalta gezileri
- yalta seyahatleri
- yalta turları
- yurt dışı turları
- Yurtdışı turları