Temmuz, 2009 tarihli arşiv
Küllerinden doğmak buna denir
ŞAHİN YUVASI TAORMİNA
İtalya ve Malta’yı gördükten sonra Sicilya’yı merak etmeye başlamış. 2008 Ekimi’nde, ailece, turla gitmişler adaya. Çoğu tur Sicilya’nın turistik Catania turları ve Palermo turları konaklıyor. Günü birlik Etna ve Taormina gezileri düzenleniyor. Seymen ailesiyle gruptan ayrılıp diğer bölgeleri de keşfetmiş: “Sicilya, çevresindeki Malta turları ve Tunus’tan çok farklı. Tarihi dokusu iyi korunmuş. Etna, mimarisini etkilemiş. Ada yıkılıp yıkılıp, tekrar yapılmış. Volkanik sünger taşları kullanıldığı için yerleşimlere koyu kurşuni renk hakim. Tuhaftır, yerleşimler Etna’dan uzaklaşacağına, ona doğru genişliyor. Farklı bir yer görmek isteyenler için ideal. Toprak çok bereketli. Narenciye bahçeleri var.”
Seymen, daha önce fotoğrafını görüp beğendiği Taormina’ya gitmeyi ihmal etmemiş: “Körfeze hakim kayalıklara kurulmuş. Tarihi dokusu hiç bozulmamış. Küçücük merdivenleriyle bir minyatür kent. Manzarası muazzam. Merkezi sadece toplu ulaşım araçlarına açık. Katedrali, antik tiyatrosu, meydanı, Catania Kapısı görülmeye değer. Ocean’s 12 dahil birçok film çekilmiş burada. Yürümek, kahve içmek, küçük müzeleri gezmek, yemeklerini tatmak güzeldi.”
Palermo’ya geçiklerinde Monreale’ye gitmişler: “Palermo ile içiçe, Ege kasabalarını andıran sevimli bir kent. Yol boyunca, girişinde çok güzel manzaralarla karşılaşıyorsunuz. Katedralinin altın renkli mozaikleri dünyaca ünlü. Bu sayede önemli turistik merkezlerden biri olmuş. Galerilerinde çağdaş Sicilya turları sanatının ürünleri sergileniyor.”
CORLEONE KASABASI
Gruptan ayrılıp adanın güneybatı sahilinin tam ortasındaki Agrigento’yu keşfetmek için yola çıkmışlar. Yolun Carleone’den geçtiğini görünce heyecanlanıp, uğramışlar. Baba filminin meşhur karakteri Don Corleone hayali bir kahramandı. Ancak bu kent iki büyük mafya babası çıkarmış. Yolu sapa, çok virajlı. Turlar uğramıyor. Seymen gitmeye değdiğini söylüyor: “Dağ yollarının, bağ, bahçelerin güzelliğini anlatamam. Doğu Karadeniz’deki gibi evler birbirine uzak. Çok tenha. Corleone, tipik, güzel bir Sicilya kenti. Borcelino ve Nasce meydanlarındaki barlar kapalıydı. İçlerinde Baba filminin afişleri varmış. Aslında kent mafyadan kurtulmak için çabalıyor. İki sokağına mafyayla mücade ederken ölenlerin adı verilmiş.”
Agrigento yolunda kaybolmuşlar. Hatta kenti bulmaktan umudu kesmişler. İngilizce bilen bir gencin tarifiyle 60 bin nüfuslu kente ulaşmışlar. Çabalarının ödülünü almışlar: “Önemli bir tarihi kent. Yedi tapınağı Doğu mimarisiyle yapılmış. Biri Atina’daki Pantheon’a çok benziyor. Tepedeki Concordia, gördüğüm en muhteşem Yunan tapınağıydı. Filozof Empedokles orada doğmuş. Kent çok önemli bir sanat merkeziymiş. Su kanalları, sarnıçlar, kırık su kemerleri var. Tamamı ören bölgesi. Tarih boyunca işgal eden Yunanlar, Romalılar, Arap ve Normanlar izlerini bırakmış.”
Agrigento bir liman kenti ama, yerleşim yerleri ile deniz arasında çok mesafe var. St. Leone sahiline ulaşabilmek için kilometrelerce yol gitmişler. Balık lokantalarının sıralandığı sahilde yürümenin başlıbaşına bir keyif olduğunu söylüyor Seymen: “Agrigento’yu gezmek, hatta sadece sahili görmek bir gününüzü alabilir. Deniz ürünleri, şarapları çok leziz. Sofra şaraplarını içtik, hepsini sevdik. Yemek öncesi atıştırma kültürleri yok. Örneğin ekmeğin yanında zeytinyağı yok. Balığın yanına garnitür konulmuyor. Farklı kalitedeki restoranların hepsinden memnun kaldık. Chi patati (patatesli pizzası) çok güzeldi. Sardalya ve kılıç balığı ızgarasını tavsiye ediyorum. Cannolo ve Cassata iki geleneksel tatlıları. Zeytinyağlıları da bizimkilere benziyor.”
Aytemiz, İspanya ve İtalya’nın ana karası gibi Sicilya’da da siesta yapıldığını hatırlatıyor. Öğleden sonra 16.00’ya kadar sokakta pek kimseyi göremezseniz şaşırmayın.
en sevdiği beş yer
‘ İstanbul turları ‘ Roma turları ‘ Barselona turları ‘ Mısır turları ‘ Norveç
neyle seyahat ediyor
uçak, mümkünse tren
seyahatte neler okuyor
Rehber kitaplar, gittiği ülkenin edebiyatçılarını
ne giyer
Rahat, pamuklu kıyafetler
ne yiyor, içiyor
Deniz ürünleri, sebze
nerede kalıyor
Otel, pansiyon
çantasının vazgeçilmezleri
Güneş gözlüğü, telefon, kağıt, kalem, teyp, fotoğraf makinesi, ilaç
kiminle seyahat ediyor
Eşi, oğlu, bazen arkadaşlarıyla
ne alıyor
Ufak objeler
Gece seyyar lokanta cenneti Jemaa El Fna
Jemaa El Fna, Marakeş’in en önemli meydanı. Boyutları, şekli İstanbul’un Taksim Meydanı ve Gezi Parkı kadar. Adıyla ilgili rivayetler muhtelif: 19. yy’a kadar kanun kaçakları ve isyancıların kesik kafalarının ibret olarak sergilendiği “ölülerin buluşma yeri”ymiş. Diğer rivayete göre büyük bir cami için ayrılmış, ancak proje gerçekleşmemiş. Koutoubia Camisi biraz ileriye inşa edilmiş. Meydan UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesinde.
Meydana yakın, ortası avlulu otelimizden saat 14.00 civarında çıkıyoruz. Dar, tozlu, pembe duvarlı sokakları geride bırakıp meydana ulaşıyoruz. İlk dikkatimi çeken, şemsiyeler altındaki ikili, üçlü gruplar. Falcıların önünde pırtıl kağıtlar, müşteriler tam konsantre. Berberi lisanıyla konuşuyorlar. Çevredeki diğer tezgahların içi olabildiğince karışık. Kurutulmuş kertenkeleler, fareler, otlar, kitreler… Şifacı olduklarını sonradan öğreniyorum.
AFİYETLE SALYANGOZ
Yılan oynatıcılarını ararken bir satıcı Çin malı tahta yılanı adeta gözümüze sokuyor. Şükür, meydanı çevreleyen dükkan sahipleri kadar ısrarcı değil. Fas’ta alış-veriş, Doğu’yu tanıyanlar için bile zor zenaat. İkram edilen nane çayını içmeniz, beğendiğiniz malın yanına satıcının kattığı parçalara toptan fiyat biçmeniz gerekiyor. Sonrası, bildik pazarlık taktiklerinin de ötesinde. Tek tecrübe yeterli! Meydan bizi bekliyor.
Yüzlerce diş, kerpeten, takma damakla dolu tezgahı geçip, ilerideki seyyar satıcıların dizi dizi, büyük, yüksek el arabalarına ulaşıyoruz. Portakal ve greyfurtlar resim gibi dizilmiş. 10 dirhem (2 TL) ödeyerek taze sıkılmış portakal sularını içip biraz serinliyor, enerji topluyoruz. Biraz daha enerji istersek aynı tip arabaların hurma, incir, ceviz, badem, üzüm satanları var. Değişik müzikler kulağımıza geliyor.
Meydandaki kafelerden birinin terasına oturuyoruz. Saat 17.00’ye yaklaşıyor. Önümüzden büyük, yeşil el arabalarıyla bir grup geçiyor. Mahalle aralarında eşya toplayan eskicilere benziyorlar. Kafenin önünde akrobatlar gösteriye başlıyor. Hakikaten çok mahirler. Gün batımı civarı tekrar meydanda turlamaya başladığımızda el arabalarının açılarak ufak birer lokantaya dönüştüğünü fark ediyoruz. Satıcılar bir yandan tezgah kuruyor, diğer yandan akşam için müşteri ayarlıyor. Sorularla iletişim kurmayı deniyorlar: Nereden geliyorsunuz, Türk? Müslüman? Sonra bize sevgilerini Elhamdülillah! Erdoğan, Atatürk diyerek gösteriyorlar.
Hava kararınca meydan ışıklanıyor, onlarca küçük tezgahta pişen et, sosis, balık, sebze, kelle, sümüklüböceğin kokusu, görüntüsü hafızamıza kazınıyor. Kim demiş Müslüman mahallesinde sümüklüböcek satılmayacağını! Fas’ta çok revaçta. Kürdanla, afiyetle yenip, kabuktaki suyu başa dikiliyor. Üstüne afrodizyak niyetine baharatlı, ginsengli “khendenjal” içiliyor. Kurabiyeyle yemeği noktalayan, eğlenceye koşuyor.
SEYYAR HİKAYECİLER
Hikaye anlatıcıların etrafında geniş halkalar oluşmuş. Bu Fas’ta nesilden nesile geçen köklü bir gelenek. “Hoja Nasruddin” fıkraları burada da gözde. Berberiler hayal gücünü kısıtlayacağından korkup hikayeleri yazmaktan bile çekinirmiş. Herkesin gönlüne, ruhuna uyan bir hikayesi olurmuş. Doğruları, eğrileri anlatan, tüm soruları cevaplayan. Yılan oynatıcıların yakınındaki üç maymunlu adam çözemediğimiz bir gösteri yapıyor. Hayvanların çaresizliği üzücü.
Müzik gruplarının etrafı sarılmış. Kalabalık müziğin popülerliğine işaret. Dansöze yaklaşınca narin bir zenneyle karşılaşıyoruz. Sufi ezgileri, Endülüs temalarını, Gnaou gruplarınca bastırılıyor. Tekdüze ritimli, trans müziği teknonun atası olsa gerek! Alandaki hayat enerjisi sürüyor. Ama biz dolduk, taştık, yeterince şaştık. Bahşişle cepleri boşalttık. Geceyi noktalamanın zamanı gelmiş, geçiyor.
Çöl mucizeleri
Kolay değil, polis kontrolleri, hız limiti, dar, taşlı otoyollar ve derken tamamen biten yollar. İlk mucize: Serap, olmayan göller, yerle gök arasında tarifi zor turkuvaz bir tabaka. Kısacası ışık kırılmasıyla oluşan illüzyonlar. İkinci mucize, çöldeki konforlu kamp ve çadırda alışılmadık manzarayı içimize sindirirken çıkıyor karşımıza: Mutlak sessizlik. Etrafda ne kuş ne de başka bir canlılının sesi var. Sadece nefesimiz ve belki kalbimiz. Üçüncü mucize: çadırın içindeki mutlak karanlık. Gökyüzü yıldızlarla aydınlanmış, ancak çadırın içinde gözümü açtığımda ve kapadığımda hiçbir fark olmuyor! Hörgüçlü develerin sahipleri mavili, siyahlı giyiniyor. Nedeni uzak mesafelerden görünebilmesi, Ultraviyole ışınlarını geçirmemesi.
KASBAH’TA YAŞAM
Çöl gülleri ekosisteminin mucizesi. Bir kuru dal yumağının suyu görünce nasıl açıldığına tanık oluyoruz. Beş duyunun tad kısmını ise ahçımız Abdou’ya borçluyuz. Fas turları mutfağı kuskus ve tanjin çeşitlerinden oluşuyor. Ancak çöldeki mönü farklı bir lezzet ve nefasette. Tanjin bir çeşit güveç. Et, tavuk, balık ve sebzeyle yapılıyor. Abdou, içine bademler sıkıştırılmış hurmalı et, tanjin, kabak, tatlı kabak, taze bakla, tavuklu kuskus hazırladı. Tatlılar tarçınlı portakal, pişmiş elmaydı.
Çölde hava kupkuru. Tüm gün yürüyüp terliyoruz, ancak terden eser kalmıyor. Ancak ayaklarımızdaki kan yerinde. Nedeni, ayakkabıya giren kumların parmakları tahriş etmesi.
Çölden vahalara varış birbaşka mucize. Bir anda kum bitiyor, palmiyelerin altında yeşil çayırlar başlıyor. Develer otluyor. Berberi mahalleleri “kasbah”lar kerpiçten birer kale. Gözetleme kuleleri, kapıları var. Palmiye, saz, kerpiçten yapılan evler içe dönük, çatıları leylek yuvalı. Sokaklar tünel gibi. Kasbah yazın serin, kışın korunaklı. Tek amaç su kaynağına sahip çıkıp diğer kabilelere kaptırmamak. Berberi tarihi su savaşlarıyla yazılmış. Geçtiğimiz çölün bir zamanlar göl olduğunu öğrenmek, su canlılarının fosillerine rastlamak bile suyun, su havzalarının önemini iliklerimize kadar hissettiriyor. Su, sabun, kireç ve mermer tozuyla yaratılan su geçirmez “tadelakt,” Faslı duvar ustalarının mucizesi. Evyeler, lavabolar, kuvetler, duvarlar renk renk bu malzemeyle sıvanıyor, hem fonksyonel hem dekoratif.
Bisikletle Karadeniz Turu
Seyahatleri sırasında Fransa, Almanya, İsviçre, İtalya, Arnavutluk, Slovenya, Bosna Hersek, Makedonya ve Yunanistan turları‘a uğradıklarını daha sonra İstanbul turları‘a geldiklerini anlatan Vis, 2 hafta önce de Karadeniz turları turuna çıktıklarını belirtti.
Bisikletleriyle ülkelerin güzelliklerini keşfetmelerinin yanı sıra çocuklarıyla daha çok beraber olma şansı bulduklarını ifade eden Vis, şöyle konuştu:
”Yaz tatillerini bisikletle ülkeleri gezerek geçirmenin daha uygun olacağını düşündük. Ancak Türkiye çok güzel bir ülke, insanları sıcak kanlı, hiç bir sorunla karşılaşmadık. Evlerine davet eden aileler bizleri ağırladı. Arnavutluk ve Türkiye, bize en sıcak yaklaşan ülkeler oldu. Yol güzergahlarındaki tarihi yerlere uğramaya çalışıyoruz. Safranbolu turları tarihi bir yer çok güzel korunmuş, insanı kendine hayran bırakıyor. Mesleğim mimarlık olduğu için buradaki evlerde kullanılan mimari yapı beni ayrıca büyüledi. Günde 50 kilometre yol kat ediyoruz. Buradan sonraki durağımız Amasra olacak. Daha sonra Trabzon’a geçecek, buradan da uçakla ülkemize döneceğiz.”
İngiliz turistlerin tercihi Türkiye
Yerli turistlerin yanı sıra yabancı turistlerin de tatil bölgelerine gelişlerinin sürdüğünü anlatan Özalp bu doğrultuda temmuz ve ağustos aylarının beklenen yoğunlukta geçeceğine inandıklarını vurguladı.
Özalp, 2009 yılının ilk 3 ayında turist sayısında “düşüş”, 4. ayda “toparlanma” olduğunu ifade ederek, “5 ve 6. aylarda toparlanma sürdü. Artık bu aydan sonra yükselme bekliyoruz. Yerli ve yabancı turist sayısındaki hareketlilik bizleri gelecek aylar için daha fazla umutlandırıyor” dedi.
Dünyada yaşanan ekonomik kriz nedeniyle İspanya, Fransa, italya turları ve Yunanistan turları‘ın bu yıl büyük bir turist kaybı yaşadığını ancak Türkiye’de böyle bir durumun söz konusu olmadığına dikkati çeken Özalp, şöyle devam etti:
“Tatil için ülkemizi tercih eden Rus ve Alman turist sayısında bu yıl bir azalma veya artış yok. Ancak İngiliz turist sayısında gözle görülür bir artış var. Küresel krizi en fazla hissedenlerden biri olan İngiliz turistlerin bu tercihi, Türkiye’nin bu konudaki kalitesinin göstergesidir. Umuyorum bundan sonra İngiliz turist sayısında daha fazla bir artış olacaktır. Rus ve Almanların ardından İngiliz turistler de artık Türkiye’yi tercih ediyor.”
Özalp, bu yıl Ramazan ayının 20 Ağustosta başlayacak olmasının turizm sektörü için dezavantaj gibi göründüğünü, ancak bunun avantaja çevrilebileceğini belirtti.
Bu dönemde özellikle yabancı turist sayısında artış olmasını beklediklerine işaret eden Özalp, “Bayram ve okulların da bu sene ekim ayında açılacak olması yerli turist beklentimizi de artırıyor. Bu da turizmciler için avantaj olacaktır diye düşünüyorum. Ancak bizim asıl hedefimiz krize rağmen geçtiğimiz yıllardaki turist sayısının altına düşmemek” diye konuştu.
“MEDYAYI YANIMIZDA GÖRMEK İSTİYORUZ”
Özalp, turizmde dünyanın sayılı ülkelerinden olan İspanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan’ın kan kaybettiği bu dönemde Türkiye’nin daha hareketli olması için medyaya da büyük iş düştüğünü ifade etti.
Türkiye’yle ilgili kötü haberlerin gazete ve televizyonlarda yer almaması gerektiğini anlatan Özalp, şunları kaydetti:
“Örneğin, kuş gribi, domuz gribi vakalarda hemen panik yapıyoruz. Örneğin İspanya’da 100′den fazla domuz gribi vakası görülürken, bunu gazeteler, televizyonlar vermiyorlar. Hiçbir yerde göremiyorsunuz. Ama biz de bir vaka olduğu zaman her yerde görebiliyoruz. Sektörümüz, kuş gribinde bunun ceremesini çekti. Turizm sektörü bu sıkıntıyı yaşayınca dolayısıyla tüm sektörler de etkileniyor. O yüzden medyayı yanımızda görmek istiyoruz. Türk turizmi için medyaya büyük görevler düşüyor.”
Otellerde doluluk %100
Krize karşı fiyat kozunu kullanan turizmciler, gün bazında geçen yılın üstünde turist sayısına ulaşmalarına karşın, gelirde yüzde 25 gerileme yaşadı. Uçak bileti ücreti düşüldüğünde günlük 45 Euro’ya her şey dahil konaklama imkanı sunan tesislerin bulunduğu Antalya’da doluluk oranları yüzde 100′e ulaştı. Majesty Otelleri Genel Koordinatörü ve Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Volkan Şimşek, “Oteller dolu ancak bir hafta sonrası boş. Sanki turist elinde çantası acenteye gidiyor, biletini alıp uçuyor.” dedi. Titanic Otel’den Necdet Kural da yüzde 100 dolu olmalarına karşın eylül ayından sonrasını göremediklerini söyledi.
Türk turizminin başkenti olarak görülen Antalya turları sıkıntılı geçen ayları geride bıraktı. Özellikle yılın ilk üç ayında geçen seneye göre yüzde 40′lara varan turist sayısındaki düşüşler yerini artışa bıraktı. Yıl başından bu yana 3,8 milyondan fazla turistin giriş yaptığı Antalya’da günlük bazda 2008′e göre yüzde 3′leri bulan artışlar yaşandı. Antalya, yılın ilk ayında en fazla Alman turisti ağırlarken, onları sırası ile Ruslar, Hollandalılar, Ukraynalılar ve İngilizler takip etti. Turist sayısındaki artış otel doluluklarına da olumlu yansıdı. Dünya ölçeğinde yaşanan ekonomik krize karşı fiyat indirimine gidilmesi ile birlikte turist sayısında artış yaşamaya başladıklarını anlatan Öger grubuna bağlı Majesty Otelleri’nin Genel Koordinatörü ve POYD Başkanı Volkan Şimşek, “Fiyat uygun olduğu zaman tatil yapacak misafir ürünü buluyor ve geliyor. Temmuz ayının ortasındayız. Eksi 25′li rakamların eksi 7′lere geldiğini görüyoruz. Bir sevindirici durum daha var. Dün ve önceki gün Antalya’ya giriş yapan turist sayılarına bakıldığı zaman günlük girişlerde 2008 rakamlarının da üstüne çıkıldığını görüyoruz. Bu şunu gösteriyor. Biz turist akımını artırmak için ciddi fiyat aksiyonlarına, fiyat rekabetine girdik ve fiyatları aşağıya çektik. Çünkü sektörde turizmcinin odalarını boş bırakmak gibi bir lüksü yok.” dedi.
Yaşanan sıkıntıya birlikte göğüs germek için otelciden acenteciye kadar sektörün içindeki tüm kesimlerin fedakarlıkta bulunduğunu belirten Şimşek, sezonun yüzde 25 oranında bir gelir kaybıyla yürüdüğünü kaydetti. Acentelerin uçak koltuklarını boş uçurtmamak için fiyatlarda desteklemelere gittiğini anlatan POYD Başkanı, tüketici için inanılmaz uygun fiyatlarda tatil imkanı sunulduğunu, bunun da ciddi turist akışı sağladığını vurguladı. Temmuz, ağustos aylarında geçen yılın rakamlarının aşılmaya başlandığına da dikkat çeken Volkan Şimşek, yıl sonuna gelindiğinde 2008 rakamlarının da yakalanacağına inanıyor.
OTELLER DOLU ANCAK, 10 GÜN SONRASI BELLİ DEĞİL
Gün gün bakıldığı zaman otellerin dolu görünmesine karşın bir hafta sonrası için net konuşmanın mümkün olmadığını dile getiren Volkan Şimşek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir hafta sonrasına baktığınız zaman 400 odalı bir tesisin 200 odası boş. O kadar kısa dönem satıyoruz ki, turist sanki çantasını eline alıyor ve bir acenteye gidiyor. Tatilini alıyor ve direk uçağa binip geliyor. Yani 15 gün sonraya rezervasyon almıyoruz. Bir hafta, 5 gün sonraya rezervasyon alıyoruz. Bir sisteyiz, önümüzü görmüyoruz. Tam ne çıkacağını bilmiyoruz. Gün be gün kurtara kurtara gidiyoruz. Tabi bu bizleri çok zorluyor. Uzun dönem için hiçbir plan yapamıyoruz. ”
EYLÜL’E KADAR DOLUYUZ
Antalya’da Lara-Kundu bölgesinin ilk konaklama tesis olan Titanic Otel’in Genel Müdür Yardımcısı Necdet Vural, bu yılın ilk aylarında yaşanan düşüşe karşın bölgede işlerin rayına girmeye başladığını kaydetti.
Başlangıçta bölge olarak bir düşüş yaşansa da şu an yüzde 100 dolu olduklarını belirten Vural, şunları söyledi: “Eylül sonuna kadar da böyle gidiyoruz. Özellikle hem Avrupa’da hem de bizde okulların tatil olması ile beraber bir hareketlilik başladı. Sektör biraz daha toparlanmış durumda. Almanya, İngiltere, Hollanda, Belçika ve kısmen Rusya turları‘dan misafirlerimiz var. Ancak Rus turist sayısı geçtiğimiz yıllara nazaran daha düşük. Geçen yıl 150 oda civarında Rus misafirimiz varken, bu sene 70 odaya kadar düşmüş durumdayız. Dünyadaki ekonomik krizin Rusya’yı daha fazla etkilediği söyleniyor. Bu sene ağırlıklı olarak Türk misafirlerimiz var. Oldukça iyiyiz. Eylül’den sonraki dönemi şimdiden görmek mümkün değil.”
HER ŞEY DAHİL’İ İSTEMEYEN TURİSTLER DE VAR
Kendi yiyecek ve içeceklerini alan, kaldıkları otelde aile ortamı oluşturan yabancı turistler, tatillerini sürekli hale getiriyor. Otel içerisinde yeni bir arkadaş ortamı oluşturan İngilizler, 8 yıldır her yıl aynı dönemde buraya tatile geliyor.
Turizm sektöründe öteden beri tartışageldiği her şey dahil sistemi hakkında fikir birliğine varılmış değil. Hem otellerden hem de turistlerden sistemi beğenen de var beğenmeyen de. Bu gruplardan her şeyin ayağına gelmesinden rahatsız olan turistler, kaldıkları oteli, kendi evleri gibi görmek istiyor. Muğla’nın Fethiye turları ilçesinde tatil yapan Osborne çifti, her şey dahil olmadığı için son 5 yıldır tatillerini burada geçirdiklerini söylüyor. Fethiye’nin doğal güzelliklerinin cezbedici olduğunu, ama kendilerini asıl Fethiye’ye çeken şeyin otelde yaşadıkları aile ortamı olduğunu anlatan Michael Osborne, otelde bazen mutfağa bile girip yemek yapabildiklerini anlatıyor. Bar’da içkilerini dahi kendilerinin doldurduğunu ve duyulan bu güvenden çok memnun kaldıklarını anlatan Michael, “Bunun için son 5 yıldır tatilimi Fethiye’de ve aynı otelde geçiriyorum.” dedi.
Jayne Osborne de Fethiye’de insanların kendilerine olan yaklaşımından son derece memnun olduğunu söylüyor. Bunun için eşi Michael ile Fethiye’de düğün yaptığını ifade eden Jayne Osborne, “İnsanlar tatile sadece kendilerine hizmet edilsin diye çıkmaz. Uğraşacak bir şeyler bulup kendini oyalamak ve yeni şeyler öğrenmek için çıkar. Biz de burada Türklerden yeni ve farklı şeyler öğreniyoruz. Sanki otel kendi evimiz gibi. Burada her yıl sürekli gelen insanlarla kurduğumuz muhabbet nedeniyle 5 yıldır aynı yere tatile geliyoruz.” şeklinde konuştu.
İngiltere’de yaşamasına rağmen 8 yıldır tatil için Fethiye’yi seçen Keith Oliver da, burada gördüğü ilgiden memnun olduğunu dile getiriyor. Otel ve çalışanlarını ailesi olarak gördüğünü kaydeden Oliver, İngiltere’de tanımadığı insanlarla Fethiye’de tanışıp sıkı dostluklar kurduğunu açıkladı.
Grant Taner Otel işletmecisi Taner Okar ise otel müşterilerinin sürekli gelen turistlerden oluştuğunu açıklıyor. Müşterilerinin otelde kendinlerini evindeymiş gibi hissettiğini ve bir güven duygusu içerisine girdiğini anlatan Okar, bu tip müşterilerin rezervasyonlarını da acenteler aracılığı ile değil kendilerinin direkt mail veya telefon yolu ile yaptığını kaydetti. Otelde 10 yıldır sürekli gelen müşterisi olduğunu ifade eden Okar, bunu “Ayak alışkanlığı. Ve kurulan ortam” şeklinde yorumladı.
Türkiye Seyehat Acentaları Birliği (TURSAB) Fethiye Yürütme Kurulu Başkanı Salih Taşçı da ilçeye gelen turist profilini sürekli gelen sabit müşteriler olarak açıkladı. Bölgenin özellikle İngilizler tarafından çok popüler olduğunu ifade eden Taşçı, bunun nedeni olarak ise bu yıl Euro karşısında Paund’un değer kazanması olarak belirtti. Uzun süreli olarak Türkiye’ye tatile gelen turistlerin özellikle Türk misafirperverliği ve sıcak kanlılığından çok etkilendiğini anlatan Taşçı, “Burayı ikinci ülkeleri gibi görüyorlar. Ama bu yıl Fethiye’ye ilk defa gelen turist sayısı yüzde 80′ler seviyesine ulaştı. İspanya, Portekiz, italya turları ve Yunanistan turları‘dan vazgeçip Türkiye’ye yöneldiler. Bizim bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirip bu turistleri de sürekli turist haline getirmemiz lazım.” dedi.
Emeklilere Yapılan Zam Turizmcilere Umut Oldu
Öger Tour Türkiye Genel Müdürü Recep Yavuz, emeklilerin zammı tatil alanında kullanmasının kuvvetle muhtemel olduğunu belirtirken “Maaşları artan Alman emeklileri çekebilirsek kış dönemi turizmi canlanır” dedi.
Almanya’da emeklilere son 10 yıllık dönemin en yüksek zammı yapıldı. Batı ve Doğu Almanya’da farklı oranlarda gerçekleşen zam sonrası emeklilerin maaşlarında 68 Euro’ya varan artışlar yaşandı. Artış miktarı çok yüksek olmasa da Türk Lirası’nın Euro karşısındaki durumu nedeniyle zammın Türkiye’ye yönelik üçüncü yaş turizmine olumlu etki yapma ihtimali belirdi. Oldukça yaşlı bir nüfusa sahip Almanya’da 20 milyon civarında emekli bulunuyor.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Öger Tour Türkiye Genel Müdürü Recep Yavuz, bunun kış dönemi turizmini canlandırmak için önemli bir fırsat olabileceğini söyledi. Yavuz’un konuyla ilgili görüşlerini dikkatinize sunuyoruz:
“Ülkemize en çok turist gönderen ülke olan Almanya, aynı zamanda dünyada en çok tatile çıkan insanların ülkesi. Dolayısıyla bu ülkede meydana gelen önemli gelişmeler, bizim turizm alanında önemli değişiklikler yaşayabileceğimiz anlamına geliyor. Ekonomik yapısının yanı sıra Almanya turları demografik özellikleri bu ülkeden turist alan ülkeler için yakından takip ediliyor. 20. yüzyıl başından, beri yeni doğanların ömrünün her yıl başına 3 ay uzaması ve halihazırda aile başına sadece 1.3 çocuk düşmesi Almanya’nın gittikçe yaşlanacağını gösteriyor. Eğer böyle devam ederse 2050 yılında Almanya’nın yaşlı, hantal, sessiz ve fakir bir ülke olarak sadece yaşlılar evinden oluşan bir ülke olması söz konusu. Buna karşı çeşitli tedbirler geliştirilirken, bir yandan nüfusunun ¼ ünü oluşturan emeklilerin durumu ve hakları aylarca tartışıldı durdu. Belki kesintilerin bile yapılabileceği tartışılırken, Alman hükümeti ülkenin en kalabalık kesimini oluşturan emeklilerine sahip çıkarak, hem maaşlarına zam yaptı, hem de emeklilik primlerini aşağıya çekerek büyük bir jest yaptı. Son on yılın en önemli artışının gerçekleştiği emeklilik zammında öteden beri gelen Doğu-Batı Almanya arasındaki fark Alman halkının tepkisine yol açıyor. Eski Doğu Alman emeklilerine % 3,38, Batı Alman Emeklilerine %2,41 oranında yapılan zam 1 Temmuz 2009 tarihinden itibaren geçerli.
ÜLKEMİZE YANSIMASI
En çok gezen ülkenin, en kalabalık kesimi emeklilerden oluşuyor. Bu yapılan zam ekonomik destekten çok, yoğun kriz döneminde Alman Hükümetinin emeklilerine verdiği önemi göstermesi açısından önemli bir güven ve moral kaynağı oluşturuyor. Psikolojik olarak kendini güven içinde hisseden emekli, hayatının son dönemlerinde parayı mutlu ve huzurlu bir yaşama çevirmenin yollarını arıyor. Bu dönemdeki insanların günlük ihtiyaçlarını çoktan halletmiş olduğundan yola çıkarak, bu yapılan zamma araba firmalarının, ya da Beyaz Eşya satıcıların sevineceğini söylemek iyimserlik olur. Yansımanın en çok tatil alanında olacağı kuvvetle muhtemel. Yılda yaklaşık 3-4 kez kısa ve an az 1 kez uzun tatile giden emekli şimdi, bu planlarını rahatlıkla yapma imkanı bulacak.
Konun bizimle ilgili yanı aslında turizmimizin yumuşak karnı olan sancılı kış aylarını kapsıyor. Kasım-Nisan arasındaki dönemde gerçekleştirilen uzun konaklamalı tatiller, Emeklinin en önemli tercihi. Almanya’da havaların soğuması ile yönünü Güneşli ülkelere çeviren Alman emeklisi, kapısını bacasını en az 1 kilitleyerek, ev işlerinden uzak, sıcak ve güler yüzlü insanların ülkesine göç ediyor. Evdeki kediyi torunlara, çiçekleri komşuya emanet eden emekli, kasım gelir gelmez soluğu uçakta alıyor. Hem daha az zahmetli, hem daha ekonomik olan bu tatil için en önemli alternatifler İspanya, Türkiye ve Tunus. Biraz kültür, biraz yürüyüş, biraz eğlence bu tarz tatilin temel taşları…Hele de tatili esnasında diğer emekliler tanışıp, yalnızlığını paylaşacak, birlikte yemek yiyecek, akşam da bir vals yapacak birini bulursa ondan mutlusu yok.
TÜRKİYE BÜTÜN ŞARTLARA UYGUN
Türkiye ile çalışan tur operatörleri bu potansiyelin farkında ve özelikle son birkaç yıldır yarattıkları ürünlerle 20 milyonluk pastadan pay almaya çalışıyorlar. Öncelikle Emeklinin ne istediklerinin sıralanarak değerlendirildiği bu çalışmalarda bir takım öncelikler olmazsa olmazlar arasında yer alıyor.4 yıldır bu konu ile ilgili yaptığımız çalışmalarda dikkatimizi çeken Emekli beklentileri söyle sıralandı:
1. Sakin ve huzurlu bir ortam
2. Mütevazi ‘fakat her şey dahil sisteminde’ bir otel
3. Tatili boyunca ihtiyac halinde başvurabileceği Modern donanımlı Hastane ve Doktorluk hizmetleri
4. Kendisine rehberlik edecek Almanca bilen bir kişi
5. Çamaşırlarının yıkanması için imkan
6. Tatili boyunca en az bir kez diğer emekliler bir araya gelerek yemek yiyerek, dans edebileceği bir akşam yemeği
7. Yakın çevrede yapabileceği yorucu olmayan yürüyüş imkanları
Bunlar öncelikli olmak üzere eklenebilecek bütün diğer alternatiflerin ortak bir özelliği var: hepsi bizim ülkemize uygun istek ve öncelikler.
Ülkemizi, sunacağımız yaratıcı ürünler ile rakipleri geride bırakarak Alman Emeklileri için sürekli ve kalıcı bir tatil ülkesine çevirebilirsek, kış aylarında kapanan kepenleri söküp atar, genç nesilleri yeni iş imkanları yaratabiliriz.”
Maliyetlerini Online Satışla Azaltmaya Çalışıyorl
Inveon Kurucu Ortağı Yomi Kastro : “Özel havayollarının yoğun bir rekabet ortamı oluşturmasıyla birlikte, maliyetleri düşürmek ve operasyonu hızlandırmak adına online bilet satışları giderek önem kazandı. Artık bugün bazı havayolu firmalarının reklamlarına çağrı merkezi telefon numaralarını dahi koymadıklarını ve sadece internet sitelerine yönlendirme yaptıklarını görüyoruz. Online satış aynı zamanda fiyatlarda şeffaflığın iyice artmasını da sağlıyor. Bu nedenle birçok havayolunun rekabette öne geçmek için rakiplerinin fiyat değişimlerini takip etmeye ve buna göre karşı kampanyaları hızla aktive etmeye çalıştığını görüyoruz.”
Sivil havacılık sektöründe yaşanan rekabet sanal ortamda da aynı hızda sürüyor. Kriz nedeniyle paradan tasarruf gerçekleştirmek isteyen ciddi bir kitlenin olduğunu bilen girişimciler, bunu fırsata çeviriyorlar. İşte böyle bir çabanın sonucunda ortaya çıkan Bulucak.com, tek tıkla istenilen güzergaha en uygun fiyata nasıl uçulabileceğini kullanıcılara gösteriyor. Inveon Kurucu Ortağı Yomi Kastro, projenin, kendi ihtiyaçları dolayısıyla gündeme geldiğini ifade ediyor;
turk.internet.com; Bulucak.com hakkında kısaca bilgiler verebilir misiniz?
Yomi Kastro;
Bulucak.com’un geliştirilmesine 2006 yılının Eylül ayında başlandı. 2007 başlarında ilk defa kullanıcıların hizmetine açılan site, İnternet üzerinde yaratıcı ve dünyada kendi alanında ilk olan girişimleri destekleyen Inveon Ventures çatısı altında faaliyetlerini sürdürüyor. Kurucuları aynı zamanda, yenilikçi yazılım çözümlerinin genç markası Inveon’un da kurucu ortakları.
turk.internet.com; Türkiye’deki online uçak bileti satışları hakkında kısa bilgi verebilir misiniz?
Yomi Kastro; Özel havayollarının yoğun bir rekabet ortamı oluşturmasıyla birlikte, maliyetleri düşürmek ve operasyonu hızlandırmak adına online bilet satışları giderek önem kazandı. Artık bugün bazı havayolu firmalarının reklamlarına çağrı merkezi telefon numaralarını dahi koymadıklarını ve sadece internet sitelerine yönlendirme yaptıklarını görüyoruz. Online satış aynı zamanda fiyatlarda şeffaflığın iyice artmasını da sağlıyor. Bu nedenle birçok havayolunun rekabette öne geçmek için rakiplerinin fiyat değişimlerini takip etmeye ve buna göre karşı kampanyaları hızla aktive etmeye çalıştığını görüyoruz.
turk.internet.com; Bildiğimiz kadarıyla benzer çok sayıda site var. Sizin misyon ve vizyonunuz diğerlerinden ne yönde farklılaşıyor?
Yomi Kastro; Bulucak.com’u benzer internet sitelerinden ayıran en büyük özelliği, arama yapıldığı andaki sonuçları getirmesi. Havayolu şirketleri sürekli yeni kampanyalar düzenleyerek yeni fırsatlar sunuyorlar. Buna bağlı olarak fiyatlar da anlık olarak değişebiliyor. Bulucak.com, havayolu şirketlerinin internet sitelerinde yer alan en güncel verileri getiriyor.
turk.internet.com; Gelir modeliniz nedir?
Yomi Kastro; Bulucak.com, kişisel kullanımlar için tamamen ücretsiz hizmet veriyor. Sitede gösterilen sponsor banner ve bağlantıları gelir kalemlerinin bir kısmını oluşturuyor. Aynı zamanda arama altyapısının lisanslanması da gelir modelinin en kuvvetli kısmı. Diğer taraftan, Bulucak.com bir seyahat acentası değil, bir arama motoru. Uçak bileti satmıyoruz, sadece yönlendiriyoruz. Şu anda havayollarına gerçek zamanlı pazar verisi ve fiyat analizi sunabilme gibi benzersiz bir servisimiz var. Ek olarak, affiliate yöntemiyle uçuşla ilgili otel ve kiralık araba servisleriyle entegre oluyoruz.
turk.internet.com; Sitenizin, kullanıcı profili hakkında bilgi verebilir misiniz?
Yomi Kastro; Site kullanıcılarının büyük kısmının A ve B ekonomik gruplarına mensup, 20 ve 40 yaş aralığında değişen kişiler olduğunu görüyoruz. Özellikle, birçok kurumsal şirketin içinde çok yaygın olarak kullanıldığını biliyoruz. Ziyaretçilerimizin dörtte birini kayıtlı kullanıcılarımız oluşturuyor. Site üzerinden aylık ortalama 150.000; yıllık ise 2.000.000’dan fazla arama yapılmaktadır. 2009 yılının ilk 4 ayında, 2008 yılına oranla yüzde 30 oranında bir artış söz konusudur. Trafiğe baktığımızda, kullanıcıların, en çok Pazartesi gününü tercih ettiklerini görüyoruz. En çok aranan uçuş rotaları; tatil dönemlerine ve sezonlara göre değişiklik göstermekle beraber, kış dönemlerinde İstanbul turları – İzmir; yaz dönemlerinde ise İstanbul – Antalya turları ve yine İstanbul – İzmir güzergahları çok sorgulanıyor.
turk.internet.com; Ne gibi şikayet ve taleplerle karşılaşıyorsunuz?
Yomi Kastro; Arama yapan kullanıcıların küçük bir kısmı Bulucak.com’un bir seyahat acentası olduğunu ve satış yaptığını zannediyor. Biz ise sadece arama motoru olduğumuzu net olarak belirtiyor ve satın alma işlemi için doğrudan havayollarının internet sitelerine yönlendiriyoruz. Bu sayede herhangi bir olumsuzluk durumunda temasa geçilmesi gereken asıl noktanın servisi sağlayan firma olması gerektiği, kullanıcılarımız tarafından biliniyor.
turk.internet.com; Kuruluşların güçlerini birleştirdikleri bir dünyaya gidiyoruz. Bu çerçevede, sizin de gerçekleştirdiğiniz bir işbirliğivar mı?
Yomi Kastro; Bulucak.com’un altyapısı ve arayüzü geçtiğimiz günlerde yenilendi. Artık çok daha kullanışlı bir arayüzle, çok daha hızlı bir şekilde hizmet veriyor. Öncelikli hedeflerimizden biri de kullanıcıların seyahat planları yaparken ilk durak olarak Bulucak.com’u seçmeleri. Avrupa’nın lider online rezervasyon şirketi Booking.com’la yapılan işbirliğini de bu çerçevede değerlendirilebilir. Bulucak.com ziyaretçileri artık, hem iç hatlarda en güncel fiyatlarla kendileri için en uygun uçak biletlerini bulabiliyor hem de seyahat edecekleri şehrin otellerine “en ucuz fiyat garantisiyle” rezervasyon yaptırabiliyorlar. Bunun için, uçuş seçeneklerinin listelendiği sayfada, “Booking.com ile rezervasyon yapın” banner’ına tıklamaları yeterli. Böylece açılan ayrı bir pencerede seyahat edecekleri şehirdeki otel seçeneklerini inceleyebiliyorlar. Böylece, Bulucak.com ziyaretçileri tek bir tıkla hem zaman ve fiyat olarak kendileri için en uygun uçak biletlerini hem de en uygun fiyatlı otel bilgilerini aynı anda görerek zamandan ve paradan tasarruf ediyorlar.
turk.internet.com; Bulucak.com için geliştirdiğiniz ara yüzü yurtdışına sunma gibi düşünceniz var mı?
Yomi Kastro; Bulucak.com, yabancı bir yatırımcı tarafından lisanslanarak Dubai turları merkezli uçuşlara hizmet verecek şekilde tekrar kurgulandı. Şu an pilot çalışması süren bu girişim, yine alanında ilk ve tek.
Herşey dahil ''bahşiş'' hariç
Araştırma, Türkiye’nin kıyı bölgelerinde hızla yayılan her şey dahil sistemi ile birlikte otellerdeki bahşiş uygulamasının büyük oranda azaldığını ortaya çıkarıyor. Bu sistemle çalışan tesislerde, müşterilerin isterlerse “Tip Box” denilen bahşiş kutusuna para bıraktıkları, burada toplanan bahşişlerin ise daha sonra çalışanlar arasında birimlere göre paylaştırıldığı ifade ediliyor.
İnceleme, bahşiş vermenin kimi ülkelerin Yurtdışı turları tanıtım bürolarındaki bilgilendirme broşürlerinde bile yer alan bir uygulama haline geldiğini ortaya koyuyor. Örneğin, çeşitli ülkelerin Almanya’da bulunan tanıtım bürolarının yetkilileri tatil öncesi bilgi almak için gelen turistlerin “Bahşiş var mı? Bahşiş vermek zorunlu mu? Ne kadar bahşiş vermeliyiz?” gibi sorular sorduklarını belirtiyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise bir lokantada yüzde 10’dan az bahşiş verilirse garsonlar bunu hakaret olarak algılıyor. Bu ülkede bahşiş uygulamasının yazılı olmayan bir kural haline geldi ve bu nedenle de bahşişin hesapla birlikte nakit ya da kredi kartıyla ödenebileceğini ifade ediliyor.
Bunların yanı sıra, kimi ülkelerde bazı müşterilerin bahşişi bir ‘güç’ ve ‘üstünlük’ gösterisi olarak kullandıkları; kimi ülkelerde ise garson, komi ve oda servisi elemanları gibi personelin maaş ve alacaklarının bahşişler göz önünde tutularak düzenlendiği de araştırmanın sonuçları arasında yer alıyor.
Herşey dahil ''bahşiş'' hariç
Araştırma, Türkiye’nin kıyı bölgelerinde hızla yayılan her şey dahil sistemi ile birlikte otellerdeki bahşiş uygulamasının büyük oranda azaldığını ortaya çıkarıyor. Bu sistemle çalışan tesislerde, müşterilerin isterlerse “Tip Box” denilen bahşiş kutusuna para bıraktıkları, burada toplanan bahşişlerin ise daha sonra çalışanlar arasında birimlere göre paylaştırıldığı ifade ediliyor.
İnceleme, bahşiş vermenin kimi ülkelerin Yurtdışı turları tanıtım bürolarındaki bilgilendirme broşürlerinde bile yer alan bir uygulama haline geldiğini ortaya koyuyor. Örneğin, çeşitli ülkelerin Almanya’da bulunan tanıtım bürolarının yetkilileri tatil öncesi bilgi almak için gelen turistlerin “Bahşiş var mı? Bahşiş vermek zorunlu mu? Ne kadar bahşiş vermeliyiz?” gibi sorular sorduklarını belirtiyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise bir lokantada yüzde 10’dan az bahşiş verilirse garsonlar bunu hakaret olarak algılıyor. Bu ülkede bahşiş uygulamasının yazılı olmayan bir kural haline geldi ve bu nedenle de bahşişin hesapla birlikte nakit ya da kredi kartıyla ödenebileceğini ifade ediliyor.
Bunların yanı sıra, kimi ülkelerde bazı müşterilerin bahşişi bir ‘güç’ ve ‘üstünlük’ gösterisi olarak kullandıkları; kimi ülkelerde ise garson, komi ve oda servisi elemanları gibi personelin maaş ve alacaklarının bahşişler göz önünde tutularak düzenlendiği de araştırmanın sonuçları arasında yer alıyor.
Herşey dahil bahşiş hariç
Araştırma, Türkiye’nin kıyı bölgelerinde hızla yayılan her şey dahil sistemi ile birlikte otellerdeki bahşiş uygulamasının büyük oranda azaldığını ortaya çıkarıyor. Bu sistemle çalışan tesislerde, müşterilerin isterlerse “Tip Box” denilen bahşiş kutusuna para bıraktıkları, burada toplanan bahşişlerin ise daha sonra çalışanlar arasında birimlere göre paylaştırıldığı ifade ediliyor.
İnceleme, bahşiş vermenin kimi ülkelerin Yurtdışı turları tanıtım bürolarındaki bilgilendirme broşürlerinde bile yer alan bir uygulama haline geldiğini ortaya koyuyor. Örneğin, çeşitli ülkelerin Almanya’da bulunan tanıtım bürolarının yetkilileri tatil öncesi bilgi almak için gelen turistlerin “Bahşiş var mı? Bahşiş vermek zorunlu mu? Ne kadar bahşiş vermeliyiz?” gibi sorular sorduklarını belirtiyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise bir lokantada yüzde 10’dan az bahşiş verilirse garsonlar bunu hakaret olarak algılıyor. Bu ülkede bahşiş uygulamasının yazılı olmayan bir kural haline geldi ve bu nedenle de bahşişin hesapla birlikte nakit ya da kredi kartıyla ödenebileceğini ifade ediliyor.
Bunların yanı sıra, kimi ülkelerde bazı müşterilerin bahşişi bir ‘güç’ ve ‘üstünlük’ gösterisi olarak kullandıkları; kimi ülkelerde ise garson, komi ve oda servisi elemanları gibi personelin maaş ve alacaklarının bahşişler göz önünde tutularak düzenlendiği de araştırmanın sonuçları arasında yer alıyor.
Kategoriler
- 1
- 81
- Fas
- fas gezileri
- fas seyahati
- fas tatili
- fas turları
- gezi tatil rehberi
- Moğolistan Turları
- moldava seyahatleri
- moldova
- moldova gezileri
- moldova turları
- Otel
- rusya
- rusya gezileri
- rusya seyahatleri
- rusya tatili
- rusya turları
- sharm el sheikh
- sharm el sheikh gezileri
- sharm el sheikh seyahatleri
- sharm el sheikh tatili
- sharm el sheikh turları
- sibirya
- sibirya gezileri
- sibirya seyahatları
- sibirya turları
- St.Petersburg
- St.Petersburg seyahatleri
- St.Petersburg Turları
- Tatil
- tatil köyü
- Tatil Turları
- ucuz tatil
- yalta
- yalta gece hayatı
- yalta gezileri
- yalta seyahatleri
- yalta turları
- yurt dışı turları
- Yurtdışı turları